|
İlköğrenimi sırasında sesinin güzelli*ğiyle dikkati çeken Zekâi Dede Efen*di, amcasından Kur'an öğrenerek ha*fız oldu; babasından hat dersleri, Ba*lıklı Hoca Efendi'den de medrese dersleri aldı. İlk müzik eğitimine bes*teci Eyyubi Mehmet Bey'den ders ala*rak başladı. İlahi ve şarkı türünde ilk bestelerini bu dönemde yaptı. Daha sora Hammâmizade İsmail Dede'den meşk etti (1844-1845). 1845'te Mısır valisi Said Paşa'nın yeğeni Mustafa Fazıl Bey'in çağrısıyla Mısır'a gide*rek, prensin sarayında daire müdür*lüğü ve müzik eğitmenliği görevlerin*de bulundu. Mustafa Fazıl Bey, paşa rütbesiyle İstanbul'a atanınca, onun*la birlikte İstanbul'a döndü. 1868'de Mevlevi tarikatına giren Ze*kâi Dede Efendi, Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Osman Selahattin Dede'ye kapılandı. 1883'te Darüşşafaka'da on dört yıl sürdüreceği müzik öğretmen*liği görevine başladı. Bir yıl sonra da, öğrencisi ve Bahariye Mevlevihanesi şeyhi Hüseyin Fahrettin Dede'nin öne*risiyle, çile çıkarmamış olmasına kar*şın, dede unvanı verilerek mevlevihanenin kudümzenbaşılığına atandı ve ölene kadar bu görevde kaldı. Klasik Türk müziği repertuvarının gü*nümüze ulaşmasında Zekâi Dede Efendi'nin önemli katkıları olmuştur. Sait Halim Paşa koleksiyonunun büyük bir bölümünü Zekâi Dede Efendi okumuş, Nikoğos Ağa da yazmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
Türkiye'nin ilk orkestra yönetmeni ve İstiklalMarşı'nın bestecisi Osman Ze*ki Üngör'ün (1880-1958) oğlu olan Ek*rem Zeki Ün, ilk keman derslerini dört yaşındayken babasından aldı. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul'daki Fransız okullarında tamamlayarak 1924'te Maarif Vekâleti'nin bursuyla Paris'e gitti. Ecole Normale de Musique'te altı yıl süren öğrenimi boyunca dönemin ünlü hocalarından keman, armoni, beste dersleri aldv. Öğrencilik yılların*da La flüte dejâde (1928) ve Bilitis 'in Şarkıları (1928) gibi ses ve piyano için küçük yapıtlar gerçekleştirdi. 1930'da yurda dönen Ekrem Zeki Ün babasının müdürlük yaptığı Musiki Muallim Mektebi'ne keman öğretme*ni olarak atandı. Aynı zamanda Riyaset-i Cumhur Orkestrası'na ke*mancı olarak katıldı. 1934'e kadar Ankara'da çalışan Ekrem Zeki Ün bu süre içinde keman için gerçekleştiril*miş ünlü yapıtları Türkiye'de ilk kez seslendiren konserler verdi. |
|
Devamını oku...
|
|
Müziksever bir aile ortamında büyü*yen ve küçük yaşta kendi kendine vi*yolonsel çalışmaya başlayan İlhan Usmanbaş, Galatasaray Lisesi'ndeki öğ*renciliği boyunca Sezai Asal ile mü*zik çalışmaları yaptı. 1941'de liseyi bi*tirerek İstanbul Edebiyat Fakültesi' ne ve Belediye Konservatuvarı'na öğ*renci oldu. Konservatuvarda Cemal Reşid Rey'in armoni, Sezai Asal'ın viyolonsel derslerini izledi. 1942'de Ankara Devlet Konservatuvarı'nın Kom*pozisyon Bölümü'ne geçerek Ferit Alnar ve Ahmet Adnan Saygun ile ar*moni, David Zirkin ile viyolonsel ça*lışmaya başladı. Öğrencilik yıllarında, Faure, Ravel ve Stravinski'nin etkile*rini taşıyan ilk yapıtı piyano için Altı Prelüd'ü (1945) gerçekleştirdi. 1946'da bestelediği, yaylı çalgılar or*kestrası için Küçük Gece Müziği 'nde Mozart'ın aynı adı taşıyan yapıtına öykündü, ancak armoni kullanışı ve ezgi yapısı açısından XX. yy. renkleri taşıyan yeni-klasik (neo-klasik) bir de*neme ortaya koydu. |
|
Devamını oku...
|
|
Küçük yaşta müziğe ilgi duyan, Anka*ra Atatürk Lisesi'nde okurken, Devlet Konservatuvarı'na giren (1941) ve Ul*vi Cemal Erkin'in piyano öğrencisi olan Ferit Tüzün, konservatuvar öğre*niminin üçüncü yılında yapılan bir sı*nav sonucu iki sınıf atlatılarak Kompozisyon Bölümü'ne geçti ve Necil Kâzım Akses'le çalışmaya başladı. 1950'de Piyano Bölümü'nü, 1952'de de Kompozisyon Bölümü'nü bitirdi. Aynı yıl An*kara Devlet Konservatuvarı'nın Bale Bölümü'ne eşlikçi olarak atandı; bir buçuk yıl bu görevde kaldı. 1954'te Milli Eğitim Bakanlığı'mn açtığı yarış*mayı kazanarak Münih'e Devlet Yük*sek Müzik Okulu'nda orkestra yöne*ticiliği öğrenimi görmeye gitti. Bura*da Fritz Lehmann, Adolf Mennerich, Cari Orff ve Gothold Lessing'in öğren*cisi oldu. Bu öğretim kurumunu bitir*dikten (1958) sonra bir yıl Münih Operası'nda şef yardımcılığı yaptı. Aynı yıllarda Avrupa'nın çeşitli kentlerin*de konuk sanatçı olarak pek çok or*kestra yönetti. 1959'da yurda döndük*ten sonra Ankara Devlet Operası'nda yardımcı şefliğe atandı. Daha sonra Devlet Opera ve Balesi genel müdü*rü oldu. 1977'de öldüğünde aynı gö*revi yürütmekteydi. |
|
Devamını oku...
|
|
Küçük yaşta kemanla başladığı müzik derslerini piyano ile sürdüren, Seyfeddin Asal, Demirhan Altuğ ve Ce*mal Reşid Rey'in öğrencisi olan Yal*çın Tura 1954'te, Galatasaray Lisesi' ni bitirerek, İstanbul Üniversitesi Ede*biyat Fakültesi'nde, felsefe, pedagoji ve arkeoloji dallarında öğrenim gör*dü. 1960'ta Felsefe Bölümü'nü bitir*di. |
|
Devamını oku...
|
|
Türk müzik araştırmacısı ve besteci*si Halil Bedii Yönetken (1901-1968) ta*rafından, folklordan kaynaklanarak çalışmalar yapmış olan Rus Beşleri' ne öykünerek beş Türk bestecisine (ilk kuşak Cumhuriyet bestecileri) verilen ad: Necil Kâzım Akses (doğ. 1908); Hasan Ferit Alnar (1906-1978); Ulvi Cemal Erkin (1906-1972); Cemal Reşid Rey (1904-1985); Ahmet Adnan Saygun (doğ. 1907).
|
|
Devamını oku...
|
|
Evkaf nazırı (1909) ve son Mekke şe*rifi (1916) Vezir Ali Haydar Paşa'nın oğlu olan Şerif Muhittin Targan on se*kiz yaşına kadar özel eğitim gördü; fransızca, ingilizce, farşça ve arapça öğrendi 1908 de hukuk 1909 da da Edebiyat Fakültesi'ne girdi ve her iki fakülteden de diploma aldı. 1916'da babasıyla birlikte Medine'ye gitti ve daha sonra bir süre Şam'da kal*dı. |
|
Devamını oku...
|
|
Askeri hekim olan babasının görevle*ri nedeniyle, çocukluğu Türkiye'nin değişik kentlerinde geçen Bülent Tarcan dokuz yaşında müziğe ilgi duya*rak, Urfa'da amatör bir öğretmenle keman çalışmaya başladı. 1931'de İs*tanbul Tıp Fakültesi'ne girdi. Bu arada Kari Berger'in keman öğrencisi ol*du. 1932'de İstanbul Belediye Konservatuvarı'na girerek, Cemal Reşid Rey ve Seyfeddin Asal ile çalışmalara başladı.
Bülent Tarcan ilk beste denemelerine henüz ortaokul yıllarında başladı. Konservatuvardaki öğrencilik yılarında yaptığı ilk çalışmaları, sonradan başka yapıtlarına temel oluşturduğun*dan, yapıt listesine katmadı. Sözgeli*mi, ilk yazdığı piyano konçertosu ya da keman sonatı o günlerde seslendirildiği halde, sonradan Bülent Tarcan tarafından yapıt listesinin dışında bırakıldı. |
|
Devamını oku...
|
|
Eğitiminin bir bölümünü Anadolu'da tamamladıktan sonra, Ankara Ata*türk Lisesi'nde okurken keman ders*lerine başlayan Cengiz Tanç, 195 2'de Ankara Devlet Konservatuvarı'na gi*rerek Ahmet Adnan Saygun'un öğren*cisi oldu. Babasının görevi nedeniyle 1953'te İngiltere'ye gitti. Londra Guildhall Müzik Okulu'nda Sidney Compton'un yönetiminde armoni, kontra-punto (kontrpuan) ve XX. yy. müziği konularında eğitim gördü. 1956'da yurda dönerek Ankara Devlet Konservatuvarı'ndaki Kompozisyon Bölümü öğrenciliğini sürdürdü. 1960'ta bu ku*ruluşun ileri Devre Kompozisyon Bölümü'nü bitirdi. Aynı yıl, Ankara Dev*let Konservatuvan'na solfej ve teori öğretmeni olarak atandı. Bu arada Ankara Radyosu'nda tonmeister ola*rak görev aldı. |
|
Devamını oku...
|
|
Midilli'nin tanınmış ailelerinden olan Tanburi Ali Efendi, çocukluk yılların*da sesinin güzelliği nedeniyle hafız olarak ün kazandı. Genç yaşında İs*tanbul'a gelerek medresede öğrenim gördü, Enderunlu bestecilerden Latif Ağa'dan, Sütlüceli Asım ve Kanuni Rı*za Efendilerden şarkı meşk etti. Tanburi Küçük Osman Bey'den de tanbur çalmasını öğrendi. Bu çalgıyı çok iyi çaldığından Tanburi lakabıyla anıldı. Abdülaziz'in tahta geçmesinden son*ra Mabeyn-i Hümayun'a alınan Tan*buri Ali Efendi, sesinin güzelliği ve dinsel müzikteki bilgisinden dolayı gö*revinde yükselerek "kudüs" payesiy-le padişah imamlığına atandı. Abdülhamit II döneminde, 1885'te saraydan ayrılarak İzmir'e yerleşti, birçok öğ*renci yetiştirdi, yapıtlarının çoğunu da bu kentte besteledi. Müziğin klasik gelenekleri içinde ye*tişen Tanburi Ali Efendinin bestele*ri içten bir lirizmin coşkulu ve seçkin örnekleridir. Oğlu Tanburi Aziz Bey ve Manisalı Hafız Sâlis Efendi'nin no*taya aldıkları yapıtlarından ancak yüz kadarı günümüze gelebilmiştir. Şarkı formundaki bestelerinden başka çeşitli makamlarda peşrevleri, saz semaileri, vb. vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
Kassam Ahdebzade Mustafa Efendi adıyla da anılan Tab'î Mustafa Efendi'nin besteciliğinin yanı sıra, hattat*lıkla uğraşması, bir divan oluşturacak kadar şiir yazmış olması,onun Ende*run'da eğitim gördüğü izlenimini vermektedir.
Tab'î Mustafa Efendi padişah Osman III döneminde saray müezzini oldu. 1758'de de Kapıcılar kâtibi (hünkâr yaverleri kâtibi) olarak atan*dı.
1760'tan sonra Galata'daki evine çe*kilerek, uğraştığı bütün sanat dallarını bıraktı.
Lale devrinin bestecileri arasında yaygın bir ün kazanan Tab'î Mustafa Efendi'nin besteleri kasik Türk müzi*ğinin özgün yapıtları arasında sayılır. |
|
Devamını oku...
|
|