|
İslam Öncesi Türk Tarihi Ders Notu (özet) |
|
TARİH ÖNCESİNDE ORTA ASYA
Orta Asya'daki ilk uygarlık merkezi Abakan (Kuzey Sibirya'da), Altay ve Baykal çevresi, Anav ve Namazgah (Türkistan'da) olarak ortaya çıkmıştır. Bu uygarlıklar yol güzergâhından uzakta kurulduğu için Ön Asya ve Akdeniz uygarlıklarıyla iletişim kurulamamış ve dışarıdan bir etki almamıştır.
Bu uygarlıklar; yontmataş devrinden başlayıp, maden devrine kadar gelen uygarlıklardır. Bir bütün olarak bu uygarlıkların ortak özellikleri şöyle özetlenebilir. Bu uygarlıklar sert doğa şartlarına ve ihtiyaçlara göre geliştirilmiştir.
Bu uygarlıklardan günümüze kalan kullanım eşyaları, süs eşyaları, at koşum takımları v.b. dir. |
|
Devamını oku...
|
|
On İki Hayvanlı Türk Takvimi ( şema) |
|
Eski Türklerde Cenaze Törenleri |
|
Eski Türklerde Cenaze Törenleri
"Bazı bilim adamlarına göre eski Chou’lar, aynı ailede her beş kuşakta bir döngüsel yeniden doğumların gerçekleştiğine inanıyorlardı. İnsan ruhu, bir göksel, parlak ve sıcak ruh olan şen diğeri de toprak merkezli, Karanlık ve soğuk olan kuei olmak üzere iki parçadan oluşmuştu. Şen bedenin üst, kuei ise alt kısmında bulunmaktaydı. Ölüm gerçekleştiğinde yeniden doğum beklentisindeki kuei ruh, kuzeye doğru (karanlık geleneksel ikametgâhı) yer altındaki “Sarı pınarlara” (sarı toprağın simgesel rengiydi) giderdi. Şen ruh, göksel özüne doğru süzülmeye çalışırdı. Bununla birlikte ruh, kendi özelliklerine bürünebilen cinler tarafından yok edilme tehlikesi içindeydi. Ölümün hemen ardından ağıt yakılan bir tören gerçekleştirilir ve ruh belirlenen bir ikametgâhta kalmak üzere geri çağrılırdı.
|
|
Devamını oku...
|
|
Eski Türkler Ve Selçuklularda İstihbaratçılık |
|
ESKİ TÜRKLER VE SELÇUKLULARDA İSTİHBARATÇILIK
Dr. Hamit Pehlivanlı*
GİRİŞ
Bir devlet için istihbarat ve istihbarat teşkilatları son derece önemlidir. Türk istihbaratçılığının gelişimini ortaya koymadan önce istihbarat nedir sorusunun cevabını vermek lazımdır. Lügat manası “bir kimse, bir şey hakkında toplanan bilgi, haber veya haberler, duyulan şeyler, haber alma”şeklindedir. Ancak istilahi manası veya bugün teknik olarak kullanılan anlamı farklıdır. Buna göre “istihbarat haberlerin işlenmesi sonucu üretilen bir ürün veya bilgidir. Bir başka ifade ile istihbarat, planlama, araştırma, deliller toplama, çeşitli akli ve tecrübi, ilmi metotlar ile onları değerlendirip bir sonuç elde edip kullanma faaliyetlerini içine alır.”[1] Veya “İstihbarat yabancı bir ülkenin bir veya birden fazla yönüne ait sağlanabilmiş bilgilerin bir araya toplanması, kıymetlendirilmesi, birleştirilmesi tahlil ve yorumunun sonucu elde edilen hasıladır. |
|
Devamını oku...
|
|
İslam'dan Önceki Türk Tarihi |
|
İSLAM'DAN ÖNCEKİ TÜRK TARİHİ
Türkler, tarih boyunca değişik adlarla pek çok devlet kurmuşlardır. Türklerin ilk ana yurdu Orta Asya'dır.
Türk adı, Göktürkler kanalıyla yaygınlaşmış ve aynı dili konuşan, aynı kültürde olan toplulukların ortak adı olmuştur.
Türk adının anlamının, değişik araştırıcı ve Türkologlar tarafından başka başka olduğu iddia edilmektedir. Fakat eski bir Türkçe belgeden anlaşıldığına göre; "Türk adının "güç - kuvvet" anlamına geldiği ve bunun tarihsel açıdan da en uygun olduğu söylenebilir.
Türklerin en eski yurdu Orta Asya'dır.
Orta Asya: Doğu'da Kingan dağları, batıda Hazar Denizi, güneyde Hindikuş ve Karanlık dağları, kuzeyde ise Altay dağları-Baykal gölü ile çevrili olan alandır.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Türkler yarı göçebe bir hayat tarzı yaşamışlardır. İklim şartlarının değişmesiyle Orta Asya'da kuraklık baş göstermiş, tarım ürünleri yetersizleşmiş, otlaklar ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiştir. Sonuçta Türkler dünyanın çeşitli yerlerine doğru göç etmeye başlamışlardır. |
|
Devamını oku...
|
|
Türk adının anlamı ve kökeni hakkında birçok iddia ortaya atılmıştır.
Ziya Gökalp'e göre; töre kelimesinden gelir. Buna göre Türk demek (Türeli = Nizamlı), geleneklerine bağlı demektir.
Danimarkalıünlü Türkolog VVamberg'e göre ise Türemek-ten gelen türemiş, çoğalmış demektir.
Ziya Gökalp
Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lügat'it Türk adlı eserinde ise Türk demek "Olgunluk Çağı" demektir.
Genel kabul gören tanımlamaya göre ise Türk demek güçlü, kuvvetli demektir.
|
Türklerin tarih sahnesine çıktıkları yer Orta Asya'dır.
Orta Asya sınırları; doğuda Kingan Dağları, batıda Hazar Denizi, güneyde Himalaya Dağları, kuzeyde ise Sibirya Bozkırları'dır.
|
|
Coğrafi Şartların Türk Göçlerine Etkisi |
|
Coğrafi Şartların Türk Göçlerine Etkisi
Türkler bulundukları coğrafi şartlar gereği temel geçim kaynak olarak hayvancılığı seçmek zorunda kalmıştır. Karasal iklimin hüküm sürdüğü bölgede kuraklığın yaşanması, hayvan hastalıklarının artması (özellikle yut hastalığı), konar-göçer yaşam tarzına bağlı olarak özgürlüklerine düşkün olması ve iklimin insan ve toplum karakterine tesiri nedeniyle göç etme zorunda kalmışlardır.
Bunun dışında, bölgenin nüfus artışı karşısında yetersiz kalması, hayvanları (özellikle atı) evcilleştirmeleri ve tekerleği kullanmaları, Çin ve Moğol baskıları, kendi aralarındaki (boylar) mücadele, cihan hâkimiyeti düşüncesiyle göçler hızlanmıştır.
|
|

Göç Yönleri
Türklerin ilk göçleri M.Ö. X. yüzyıl başlarında başlamış ve sürekli devam etmiştir. Bugün de değişik nedenlerle (özellikle beyin göçü ve işçi göçü) devam etmektedir.
Kuzeye Gidenler: Sibirya'ya
Doğuya Gidenler: Çin ve Uzakdoğu ülkelerine
Güneye Gidenler: Hindistan, Afganistan ve Çin'e
Batıya Gidenler:
I. Yol: Hazar Denizi ve Karadeniz'in kuzeyinden Orta Avrupa ve Balkanlar'a
II. Yol: Hazar Denizi'nin güneyinden İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu'ya
|
|
Türk Göçlerinin Önemli Sonuçları |
|
Türk Göçlerinin Önemli Sonuçları
• Orta Asya Türk kültür ve medeniyeti dünyanın değişik bölgelerinde yayılmıştır.
• Türkler gittikleri yerlerde farklı kültürlerle karşılaşmış ve etkileşme yaşanmıştır.
• Türkler göç ettikleri bölgelerde yeni Türk devletlerini kurmuşlardır.
• Gittikleri bölgelerde yeni göç dalgalarına neden olmuşlardır.
• Bazı Türk boyları gittikleri bölgelerde ulusal benliklerini kaybetmişlerdir.
Türklerin değişik bölgelere göç etmeleri Türk tarihinin bir bütün olarak incelenmesini zorlaştırmıştır.
|
|
Türklere Karşı Çin Politikası |
|
Türklere Karşı Çin Politikası
Çinliler savaş meydanlarında Hunları yenemeyeceğini anlamıştı. Türkleri dize getirmek için şu politikaları uygulamak zorunda kaldı:
• Çin prensesleri Türk Hakanlarıyla evlendirilecektir.
• Prenseslerin yanında çok sayıda hizmetli gönderilecek. Bu hizmetliler casusluk yaparak Türkler hakkında bilgi toplayacaklardır.
• Türk beylerine çeşitli hediyeler (özellikle ipek) gönderilecektir.
• Türklere çeşitli zamanlarda ekonomik yardımlar yapılacak, rahat ve rehavete düşmeleri sağlanacak. Sonra da bu yardımlar kesilerek Türkler ekonomik olarak Çin'e bağımlı hale getirilecektir.
• Türk beyleri çeşitli hilelerle birbirine karşı kışkırtılacaktır.
|
|
|
M.Ö. 36 yılında Çinlilerin saldırıları sonucu dağılan Batı Hunları, Kırgız bozkırlarına gelip yerleşmişlerdi. Kuzey Hun Devleti'nin yıkılmasından sonra batıya hareket eden Hunlar da Kırgız bozkırlarına geldiler. Daha önce gelmiş olan Hun boylarıyla birleştiler ve güçlendiler.
Avrupa Hunlarının ataları olan bu topluluklar, M.S.350 yılında batı yönünde harekete geçtiler. Aral gölü ile Hazar denizinin kuzeyindeki Alan ülkesini ele geçirdiler. Batıya doğru ilerlemeyi sürdüren Hunlar, M.S.375 yılında İtil (Volga) nehrine ulaştılar. Bu tarihlerde Hunların başında, Balamir adında bir hakan bulunuyordu.
Hunların Avrupa içlerine doğru ilerleyişi karşısında, barbar kavimlerden olan Vızigotlar, Ostrogotlar, Vandallar, Burgondlar ve Germenler, batıya doğru, birbirlerini iterek yer değiştirdiler. Barbar kavimlerin bu yer değiştirme olayına "Kavimler Göçü" denir . |
|
Devamını oku...
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>
|
| Sonuçlar 1 - 12 / 51 |