Lozan Barış Antlaşması | Lozan Barış Antlaşması |
|
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Yeni Türkiye'nin temelini oluşturan ve 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın anlamı, coğrafi ve ulusal birliğin gerçekleşmesi, Türkiye'de en ayrıcalıklı insanın yine Türk olması, büyük küçük Türkiye ile savaşan bütün devletlerin Türk ulusunun iradesini onaylaması ve Kurtuluş Savaşı gayesine ulaşmasıdır. Bu antlaşma, Türkiye'de sevinçle karşılanmasına rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki görüşmelerde üç noktada eleştirilere neden olmuştur. Bunlardan birincisi, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan büyük su yolundaki seyir özgürlüğünü korumak üzere Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kurulması, ikincisi, Musul'un alınmaması ve bu sorunun geriye bırakılması, üçüncüsü ise Hatay bölgesinin, İskenderun limanı ve tarihî Antakya kentiyle birlikte Fransız koruması altındaki Suriye'ye bağlanmasıdır. Ancak 23 Ağustos 1923 tarihinde Meclis'te yapılan oylamada 14 olumsuz oya karşılık 213 oyla Lozan Antlaşması onaylanmıştır.
Lozan Antlaşması'ndan sonra artık Kurtuluş Savaşı'nın ekonomik, siyasal, kültürel ve toplumsal alanlardaki aşaması başlamıştır. Kısaca Atatürk devrimi veya devrimleri diye anılan bu dönem, zamanın ve koşulların değişmesine paralel olarak gelişim, atılım ve dönüşümü öngören dinamik bir süreci içermektedir. Atatürk'ün bu dönemde yaptığı iş, geçmişten süregelen bir hastalığın baştan sona çürütmüş bulunduğu gövdeyi keserek, kökünden yeni bir filiz çıkmasını ve bu filizin sağlıklı bir fidan olarak yetişmesini sağlamak olmuştur.
LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
LAUSANNE'DA İMZALANAN SENETLER
30 OCAK VE 24 TEMMUZ 1923
I.BARIŞ ANDLAŞMASI
24 TEMMUZ 1923 TARİHİNDE İMZALANMIŞTIR
Bir yandan,
İNGİLİZ İMPARATORLUĞU, FRANSA, İTALYA, JAPONYA, YUNANİSTAN, ROMANYA, SIRP - HIRVAT - SLOVEN DEVLETİ,
Ve öte yandan,
TÜRKİYE,
1914 yılından beri Doğu'nun huzurunu bozan savaş durumuna kesin bir son vermek için aynı istekle duygulu olarak,
Uluslarının ortaklaşa refah ve mutluluğu için gerekli olan dostluk ve ticaret ilişkilerini aralarında yeniden kurmak özlemi içinde,
Ve bu ilişkilerin, Devletlerin bağımsızlığına ve egemenliğine saygı temeline dayanması gerektiğini düşünerek,
Bu amaçla bir Andlaşma yapmayı kararlaştırmışlar ve Tamyetkili Temsilcilerini aşağıda belirtildiği üzere atamışlardır:
MAJESTE BÜYÜK-BRİTANYA VE İRLANDA BIRLEŞİK-KRALLIĞI VE DENİZLER ÖTESİ İNGİLİZ ÜLKELERİ KRALI, HİNDİSTAN IMPARATORU:
Çok Sayın Sir Horace George Montagu RUMBOLD, Baronet, G.C.M.G., İstanbul'da Yüksek-Komiser;
FRANSA CUMHURBAŞKANI:
Korgeneral Sayın Maurice PELLE, Fransa Büyükelçi, Cumhuriyet'in Doğu'da Yüksek-Komiseri, LYgion d'Honneur Ulusal Nişanın Grand Officier rütbesi;
MAJESTE İTALYA KRALI:
Sayın Marki Camile GARRONI, Krallık Senatörü, İtalya Büyükelçisi, İstanbul'da Yüksek-Komiser, Saints Maurice et Lazare Nişanlarıyla Couronne d'Italie Nişanının Grand-Croix rütbesi;
M.Jules CYsar MONTAGNA, Atina'da Olağanüstü Temsilci ve Tamyetkili Ortaelçi, Saints Maurice et Lazare Nisanlarinin Commandeur rütbesi, Couronne d'Italie Nişanının Grand Officier rütbesi;
MAJESTE JAPONYA İMPARATORU:
M.Kentaro OTCHIAI, Jusammi, Soleil Levant Nişanının Birinci Sınıf rütbesi, Roma'da Olağanüstü ve Tamyetkili Büyükelçi;
MAJESTE YUNANLILAR KRALI:
M.Eleftherios K. VENISELOS, eski Başbakan, Sauveur Nişanının Grand-Croix rütbesi;
M.DYmètre CACLAMANOS, Londra'da Tamyetkili Temsilci, Sauveur Nişanının Commandeur rütbesi;
MAJESTE ROMANYA KRALI:
M.Constantin I.DIAMANDY, Tamyetkili Ortaelçi;
M.Constantin CONTZESCO, Tamyetkili Ortaelçi;
MAJESTE SIRPLAR, HIRVATLAR VE SLOVENLER KRALI:
M.Dr.Miloutine YOVANOVITCH, Bern'de Olağanüstü Temsilci Tamyetkili Ortaelçi;
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ:
İSMET Paşa, Dışişleri Bakanı, Edirne Milletvekili;
Dr.RIZA NUR Bey, Sağlık İşleri ve Sosyal Yardım Bakanı, Sinop Milletvekili;
HASAN Bey, eski Bakan, Trabzon Milletvekili.
BU TEMSILCILER, yetki belgelerini gösterdikten ve bu belgeler usulüne uygun ve geçerli kabul edildikten sonra, aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:
BÖLÜM I
SIYASAL HÜKÜMLER
MADDE 1.
İşbu Anlaşmanın yürürlüğe girişi tarihinden başlayarak, bir yandan İngiliz İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya Sırp-Hırvat-Sloven Devleti ve öte yandan Türkiye arasında olduğu kadar, bunların uyrukları arasında da, barış durumu kesin olarak kurulmuş olacaktır.
Taraflar arasında resmi ilişkiler kurulacak ve Tarafların ülkelerinde diplomasi ve konsolosluk görevlileri (agents diplomatiques et consulaires), yapılacak özel anlaşmalara halel gelmeksizin, Devletler hukukunun genel ilkeleri uyarınca işlem göreceklerdir.
KESIM I
i.ÜLKEYE İLİŞKİN HÜKÜMLER
MADDE 2
Karadeniz'den Ege Denizi'ne kadar Türkiye'nin sınırları aşağıdaki gibi saptanmıştır
(I sayılı Haritaya bakılması):
1. Bulgaristan ile:
Rezvasya'nın denize döküldüğü yerden, Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan sınırlarının birleştikleri noktada, Meriç'e kadar:
Bulgaristan'ın Güney sınırı, şimdiki durumuyla saptanmış olduğu gibi;
2. Yunanistan ile:
Buradan, Arda ve Meriç'in birleştikleri yere kadar:
Meriç'in akım yolu;
Buradan Arda kaynağına doğru (vers l'amont de l'Arda) bu nehir üzerinde ve Çörek Köy'ün hemen yakınında olmak üzere arazi üzerinde saptanacak bir noktaya kadar:
Arda'nın akım yolu;
Buradan, Güney-Doğu doğrultusunda, Bosna Köy'ün, nehrin denize döküldüğü yönde (en aval) 1 kilometre uzaklığında bulunan bir noktaya kadar:
Bosna-Köy'ü Türkiye'de bırakan, belli olacak ölçüde düz bir çizgi, Çörek Köy, 5 nci maddede belirtilen Komisyonca, nüfusunun (halkının) çoğunluğunun Türk ya da Rum olarak kabul edileceğine göre Türkiye'ye ya da Yunanistan'a verilecektir; 1 Ekim 1922 den sonra bu köye göç etmiş olanlar hesaba katılmayacaklardır;
Buradan, Ege Denizi'ne kadar;
Meriç'in akım yolu.
MADDE 3
Akdeniz'den İran sınırına kadar, Türkiye'nin sınırı aşağıdaki gibi saptanmıştır:
1. Suriye ile:
20 Ekim 1921 tarihli Türk-Fransız Andlaşmasının 8 nci maddesiyle saptanmış olan sınır;
2. Irak ile:
Türkiye ile Irak arasındaki sınır, işbu Andlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça bir çözüm yoluyla saptanacaktır.
Öngörülen süre içinde iki Hükümet arasında bir anlaşmaya varılamazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti Meclisine götürülecektir.
Sınır çizgisi konusunda alınacak kararı beklerken, Türk ve İngiliz Hükümetleri, kesin geleceği [kaderi] bu karara bağlı olan toprakların şimdiki durumunda herhangi bir değişiklik yapacak nitelikte hiç bir askeri ya da başka bir harekete bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.
MADDE 4
İşbu Andlaşmada belirtilen sınırlar, Andlaşmaya eklenmiş 1/1,000,000 ölçekli haritalar üzerine çizilecektir. Andlaşma metni ile haritalar arasında uyuşmazlık çıkarsa, Andlaşma metni üstün tutulacaktır.
MADDE 5
İşbu Andlaşmanın 2 nci maddesinin 2 nci paragrafında tanımlanmış sınırı, toprak [arazi] üzerinde çizmekle, bir Sınırlandırma Komisyonu görevlendirilecektir. Komisyon, Türkiye ile Yunanistan'in -her Devlet için birer temsilci olmak üzere- temsilcilerinden ve bunların üçüncü bir Devletin uyrukları arasında seçecekleri bir Başkan'dan kurulacaktır.
Sınırlandırma Komisyonu, her yerde, yönetsel sınırlarla yerel [mahalli] ekonomik çıkarları, elden geldiği ölçüde göz önünde tutarak, Andlaşmalarda verilmiş tanımlamaları en yakından izlemeye çalışacaktır.
Komisyonun kararları oyçokluğuyla alınacak ve bu kararlar ilgili Taraflar için bağlayıcı nitelikte olacaktır.
Sınırlandırma Komisyonunun giderleri ilgili Taraflarca eşit olarak yüklenilecektir.
MADDE 6
Bir nehrin ya da bir ırmağın kıyılarıyla değil de akım yollarıyla tanımlanan sınırlar bakımından, işbu Andlaşmadaki tanımlamalarda kullanılan "akım yolu" (mecra "cours" ya da "chenal") terimleri, şu anlama gelmektedir: Bir yandan, gemilerin gidiş-gelişine (ulaşıma) elverişli olmayan nehirlerde, akar suyun ya da ana kolunun ortay çizgisi (ligne mYdiane), ve öte yandan, gemilerin gidiş-gelişlerine (ulaşıma) elverişli nehirlerde, ana gidiş-geliş yolunun ortay çizgisi (ligne mYdiane du chenal de navigation principale). Bununla birlikte, akım ya da gidiş-geliş yolunda değişiklikler olması halinde, sınır çizgisinin, bu biçimde tanımlanmış olan akım yoluyla gidiş-geliş yolunu mu izleyeceğini, yoksa, bu yolun, işbu Andlaşmanın yürürlüğe giriş anındaki durumunda olduğu gibi kesin olarak saptanmış mı kalacağını kararlaştırmaya, işbu Andlaşmada öngörülen Sınırlandırma Komisyonu yetkili olacaktır.
İşbu Andlaşmada aykırı bir hüküm bulunmadıkça, deniz sınırları, kıyıya üç milden daha yakın bulunan adaları ve adacıkları da içine alacaktır.
MADDE 7
İlgili Devletler, Sınırlandırma Komisyonuna, görevlerini yerine getirmesi için gerekli her türlü belgeleri, özellikle şimdiki ya da eski sınırların saptanmasına ilişkin tutanakların doğruluğu onanmış örneklerini, elde bulunan en büyük ölçekli bütün haritaları, geodezik verileri, yapılmış fakat yayınlanmamış yerölçmesi [mesaha] haritalarını (levYs), sınırdaki akar suların yatak değiştirmelerine ilişkin bilgileri vermeyi yüklenirler. Türk makamlarının elinde bulunan haritalar, geodezik veriler, yayınlanmamış olsa bile yerölçmesi [mesaha] haritaları, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulmasından sonra en kısa süre içinde, İstanbul'da, Sınırlandırma Komisyonunun Başkanına teslim edilecektir.
İlgili Devletler, bundan başka, bütün belgeleri, özellikle planları, kadastrolarla tapu kütüklerini ve, Komisyon isterse, mülkiyet durumuna ve ekonomik akımlara ilişkin bilgilerle gerekli her çeşit bilgileri Komisyona iletmeleri için yerel makamlara yönergeler [talimat] vermeyi de yükümlenirler.
MADDE 8
İlgili Devletler, Sınırlandırma Komisyonuna, görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan ulaşım, konut, işgücü ve malzemeye (direkler ve sınır işaretleri) ilişkin her türlü yardımı gerek doğrudan gerekse yerel makamların aracılığıyla yapmayı yükümlenirler.
Özellikle, Türk Hükümeti, Sınırlandırma Komisyonunun görevlerini yerine getirmesinde, gerekli görünürse, teknik personel yardımında bulunmayı yükümlenir.
MADDE 9
İlgili Devletler, Komisyonca konulmuş nirengi noktalarını, sınır işaretlerini, taşlarını, kazık ya da direklerini korumayı yükümlenirler.
MADDE 10
Sınır işaretleri [taş, kazık ya da direkler], birbirinden gözle görülecek uzaklıklarda konulacaktır; bunlara sayı verilecek ve yerleriyle sayıları bir haritaya işlenecektir.
Lozan Konferansı, Lozan Antlaşması, Antlaşmanın Önemi
1.Lozan Konferansına Hazırlık:
Saltanat kaldırıldıktan sonra üzerinde durulması gereken sorun, barış konferansına hazırlanmak ve Türk zaferini kabul ettirmekti. Konferansın Lozan'da toplanması kararlaştırılmıştı. Bu konferansta Türk haklarının korunması ve olumlu bir sonuç alınması gidecek heyete ve başkanına bağlıydı. Türk davasını, Türkiye sınırları dışında savunacak başkanın her şeyden önce milli davanın ruhunu kavramış olması gerekti. Konferansta savunulacak dava Misakı Milli'nin saptadığı esaslardı.
Lozan Konferansına, Türkiye'den başka İngiltere, Fransa, Japonya, Yunanistan, Yugoslavya; Boğazlar meselesi konuşulduğu zaman da Sovyetlerle Bulgaristan iştirak ettiler. Amerika yalnız müşahit bulundurmuştu. Sekiz ay devam eden Lozan konferansı iki safhada cereyan etmiştir.
2.Birinci Lozan Konferansı (20 Kasım 1922-4 Şubat 1923):
Konferansta görüşülen meseleler ve konferansın neticesi: Türk heyetinin konferansta halli için çalıştıkları meseleler üç kısımda toplanıyordu:
A-Türklerle Yunanlılar arasındaki ilişkileri düzenlemek.
B-Yıkılan Osmanlı Devleti yerine kurulan yeni Türkiye Devletini bütün dünya devletlerine tanıtmak; Türk Misakı Milli'sinin çizmiş olduğu sınırları ve bu sınırlar içinde yaşayan Türk Milletinin bağımsızlığını kabul ettirmek.
C-Osmanlı Devletinin, yeni Türk Devletine miras olarak bıraktığı borçlar ve Türkler adına vermiş olduğu ödünleri yeni koşullara göre saptamak.
İtilaf Devletlerinin savunacakları birleşik bir davaları yoktu. İngilizler Irak sorunu ile, Fransa Suriye sınır ve Osmanlı Devletine verdiği borçlarla, İtalya yalnız ekonomik meselelerle, Rusya da Boğazlarla ilgili idiler. Yunanlılar ise savaştan yenilerek çıkmış oldukları için herhangi bir iddiaları yoktu. Bu devletlerin birleştikleri tek nokta, kapitülasyonlar ve elde etmiş oldukları ödünleri sürdürmek sorunu idi.
Konferansın birinci safhası uzun sürdü. Fakat birçok sorunlar çözümlendi. Yalnız şu üç sorun çok çetin tartışmalara yol açtı, çözümü bir hayli güç oldu:
1.Musul sorunu; İngilizler petrol bakımından zengin, stratejik cihetten önemi dolayısiyle de Musul'u bırakmak istemiyorlardı.
2.Kapitülasyonlar; ilgili devletler kapitülasyonların devamını istiyorlardı.
3.Borçlar sorunu; Osmanlı Devletinin bırakmış olduğu borçların hepsini ödetmek istiyorlardı. Halbuki alınan borç paralar imparatorluğun çeşitli yerlerine sarf olunmuştu. İmparatorluk parçalandığı için, Türk heyeti borçların buna göre paylaşılmasını önerdi. Fakat bu öneri kabul edilmedi.
Bütün çalışmalara karşın bu üç sorunda esaslı bir çözüme varılamadı. Böylece Lozan konferansının birinci safhası sona ermiş oldu (4 Şubat 1923).
Yeni bir savaş çıkma olasılığı vardı. Fakat İngiltere ve Fransa'da ne halk, ne hükümet yeni bir savaşa taraftar olmadığından Türkiye'yi tekrar konferansa davet ettiler.
3.İkinci Lozan Konferansı ve Antlaşmanın İmzası (23 Nisan-24 Temmuz 1923):
İkinci Lozan Konferansı üç ay sürdü. Konferans yine birinci devredeki gibi çetin ve çekişmeli oldu. Sonunda borçlar ve Musul sorununun çözümü sonraya bırakılmak koşulu ile diğer bütün önerilerimiz kabul edildi. Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923'te imzalandı. İmza merasimi pek heyecanlı oldu. Antlaşmayı ilk önce İsmet Paşa, ondan sonra da diğer delegeler sırasıyla imza ettiler. Merasimden sonra söz alan İsviçre Cumhurbaşkanı: Galibiyet Türklerde kaldı, kahraman bir mücadeleden sonra haklarını aldılar demiştir.
Lozan Antlaşması 23 Ağustos 1923'te Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylandı.
4.Lozan Antlaşmasının Önemli Maddeleri:
1-Trakya sınırı, Mudanya Mütarekesinde saptandığı şekilde kalacak.
2-Bozcaada ve İmroz Türkiye'ye veriliyor, Midilli, Sakız, Sisam askersiz hale getirilmek koşulu ile Yunanlılara bırakılıyordu.
3-Türkiye'deki Rumlar ve Yunanistan'daki Türkler yer değişecekler, fakat Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları bu değişmeye katılamayacaklardı.
4-Yunanistan savaş ödentisi yerine Edirne yakınındaki Karaağaç kasabasını Türkiye'ye verecekti.
5-Boğazlar savaş tehlikesi karşısında veyahut Türkiye'nin savaşa girmesi halinde Boğazlar silahlandırılabilecekti. Yabancı savaş gemilerinin barış ve savaş halinde, Boğazlardan nasıl geçecekleri belirtilmekte idi. Boğazlar komisyonu, Boğazlardan geçecek savaş gemileriyle ilgilenecek ve her yıl Milletler Cemiyetine rapor verecekti.
6-Suriye sınırı, Ankara İtilaf namesinde saptandığı gibi kalacaktı.
7-Kapitülasyonlar tamamen kalkıyordu.
5.Lozan Antlaşmasının Önemi:
Lozan hakkı çiğnenen, bağımsızlık ve hürriyeti alınan Türk milletinin istilacılara karşı kazandığı askeri üstünlüğü tamamlayan siyasi bir zaferdir. Lozan, Misakı Milli'yi gerçekleştirdi ve bütün dünyaya yeni Türkiye Devletinin hakkını tanıttı. Türkiye Devleti Lozan Antlaşmasiyle tam bağımsızlığa kavuştu. Eski düşmanlarıyla bütün davalarını Lozan'da halleden Türk milletine artık devrim ve yükselme yolları açılmıştır. Lozan Antlaşmasının önemini Mustafa Kemal şöyle açıklamıştır:
"Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Muahedesiyle ikmal edildiği zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılmasını ifade eden bir vesikadır. Osmanlı tarihinde emsali görülmemiş bir siyasi zafer eseridir."
İMZA
24 Temmuz 1923 Salı. Önünde alev alev Türk bayrağı dalgalanan otomobil saat üçe beş kala Rumini Sarayının kapısında durdu. Hepsi jaketatay giymiş, silindir şapkalı protokol memurları, büyük rütbeli zabitler, federal meclis azaları İsmet Paşa'yı hürmetle selamladılar. Fotoğraf muhabirleri durmadan resim çekiyorlardı.
İsmet Paşa bütün salonu dalgalandıran bir heyecan esintisi içinde, ağır ve ciddi adımlarla girdi. Burası yüksek ve muhteşem tavanlı, duvarları, İsa'ya ait büyük tablolarla çerçevelenmiş geniş bir salonda.
Türkiye yedi devletle karşı karşıya oturdu. Umumi Katip Mösyö Massigli, ortadaki masalarda, bütün dikkatini gözlerinde toplamış, muahedeleri sıralıyordu.
Saat 3'ü beş geçiyor.
Büyük kapıdan, önünde hokka ve kalem taşıyan beyaz mantolu merasim hademesi, İsviçre Hükümeti adına Konfederasyon Reisi Mösyö Scheuerer, Reis Vekili Şvarta ve Mösyö Schultes içeri girdiler.
Herkes ayağa kalktı ve İsviçre Hükümetinin üç mümessili kürsünün önünde hazırlanan üç koltuğa oturdu. Salon nefes almıyordu.
İsviçre Federal Meclisi Reisi ağır ağır doğruldu. Tok ve temkinli hakim sesiyle birer birer muahedelerin, mukavelelerin, protokolların adlarını saydıktan sonra:
-Efendiler, dedi, buyurunuz, imza ediniz.
Konfederasyon reisi yerine otururken umumi katip yerinden kalktı ve İsmet Paşa'yı aşikar bir saygı ile selamlayarak:
-Evvela zatı devletiniz imza edeceksiniz, dedi.
Bu, yedi devletin Türkiye Başmurahhasına verdiği bir şeref üstünlüğü idi.
İsmet Paşa bütün gözleri arkasından sürükleyerek masanın ortasına geldi ve cebinden çıkardığı bir altın kalemle, Mösyö Massigli'nin önüne koyduğu mukaveleyi imzaladı.
Yeni Türk Devletinin kuruluşunu imzalayan bu altın kalemi, İsmet Paşa'ya Gazi Mustafa Kemal Paşa göndermişti.
Yusuf Ziya Ortaç
(İsmet İnönü, kitabından, Sa.149)
Lozan Kronolojisi
LOZAN BARIŞ KONFERANSI-TUTANAKLAR BELGELER
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SİYASAL BİLGİLER FAKÜLTESİ YAYINLARI NO.291 ÇEVİREN: SEHA L. MERAY-Ankara Üniversitesi SBF Devletler Hukuku Profesörü Önsöz-İsmet İnönü Lozan Muahedesi İmparatorluğun tasfiye edildiği muahededir. I nci Cihan Harbinin, beraber muharebe ettiğimiz müttefiklerle, kaybettik Yenilgi kesin idi ve galipler sulh masalarına tam hakimiyetle oturdular.
Müttefiklerimiz olan İmparatorluklar, sadece, aldıkları muahede projelerini görmek ve imzalayacaklarını veya imzalamayacaklarını söylemek hakkı ile konferansa girdiler. Türkiye'nin durumu hepsinden daha güç olmuştu. Türkiye, herkesin 1918 de bitirdiği muharebeye, daha dört sene devam etti. Memleketi işgal altıda idi. Her taraftan istila ve fiili hakimiyet silahla devam ediyordu. 1922 de, birden bire, askeri vaziyet, galiplerin hiç ihtimal vermedikleri kesin bir netice ile, yani Türk zaferi ile, yeni bir safhaya girdi. Büyük galip devletler, yardım ettikleri küçük ortaklarıyla, muharebeyi devam ettirmişler, ve dört sene içinde, bizi, içeriden Padişah Hükümeti, karışıklıklar ve sona kadar Yunan ordusuyla amana düşüreceklerini zannetmişler, muvaffak olamamışlar, 1918 galibiyetinden farklı bir vaziyete düşerek, bizi sulh masasına çağırmışlardır. Biz, Büyük Millet Meclisi Türkiye'si, o haleti ruhiyede idik ki, İmparatorluk mağlup olmuştu ve zaten İmparatorluk, memleket içinde de, düşmüş ve lağvedilmişti. Biz, 1918 mağlubiyetini üzerimize almıyorduk. Galip devletler, 1918 galipleri durumunda ısrar etmek istiyorlardı. Bu şartlar altında Konferans toplandı. Sırası geldikçe ben, Baş Murahhas olarak, Mudanya Mütarekesinden buraya geldiğimi söylerdim. Lord Curzon ise, bana, Mondros Mütarekesini hatırlatmağa çalışırdı. Mesele, aramızda hallolunamadan, ihtilaflı kalırdı. Müzakereye başladığımız zaman, eşit şartlarla müzakere edeceğimiz naziri olarak kararlaştırılmıştı. 1918 galipleri bu şartı nazari olarak kabul ederler ve tatbikatta ağırlıklarını başka istikametlere yöneltmeğe çalışırlardı. İlk günden itibaren, Konferansın eşit şartları, milletlerin istiklali havası ve hakkının münakaşasını, her vesile ile yenilerdik. Müzakere başlamadan evvel, İsviçre Reisicumhurunun açma merasiminin nasıl yapılacağını bize haber verdiler. İlk haber, Reisicumhur Konferansı açacak ve ondan sonra çekilecek, Konferans toplanacaktı. Biraz sonra, ikinci bir haber geldi: Reisicumhur Konferansı açacak, Müttefiklerden birisi söz alacak, konuşacak ve tören kapanacaktı. Bunu bize söyler söylemez, "Müttefiklerden biri konuşursa, bizim de, bir taraf olarak konuşacağımızı" haber verdim. Bunun üzerine, Fransız Başvekili M. Poincaré ile görüşmemiz oldu. M.Poincaré, benim ne konuşacağımı öğrenmek istiyordu. Kendisine, hazırlamış olduğumuz bir açış konuşması bulunduğunu söyledim. Müttefiklerden İngiliz Hariciye Nazırının, Konferans namına, yalnız teşekkür edeceğini, başka bir şey yapmayacağını söyledi. "Ben de yalnız teşekkür ederim" dedim. M. Poincaré merak etti, konuşmamın ne olduğunu görmek istedi. Çıkardım, gösterdim. İçinde bir çok şikayetler vardı. Memleketimizin gördüğü tecavüzleri, haksızlıkları anlatıyordum. İlk anda böyle bir çatışmaya varılmaması için M. Poincaré çok ısrar etti. Nihayet bir iki kelime değiştirmeyi kabul, başka bir şey değiştirmemekte ısrar ettim. Ayrıldık. Üçüncü haber, tekrar, Reisicumhurdan sonra kimse konuşmayacak, şeklinde geldi. "Kimse konuşmazsa, bende konuşmayacağım; bir kişi konuşursa, mutlaka ben de konuşacağım" dedim. Tören açıldı. Reisicumhurdan sonra, Lord Curzon'a söz verildi. Lord Curzon, teşekkürlerle birlikte, sulh arzularıyla geldiğini söyledi; sulhun lüzumunu bütün milletler için göstererek ve temenni ederek, haklı ve iyi niyetli bir eda ile konuşma yaptı. Lord Curzon yerine otururken, törende toplanmış olanlar beni, hayretle, kürsüde gördüler. Reisicumhura hitap ettikten sonra, konuşmama başladım. Sulh arzularıyla geldiğimizi, çok haksızlık gördüğümüzü söyledim; sulh arzularının bütün Konferansa hakim olması, adalet içinde bir sulh yapılması dileği ile söz bitirdim. Oturdum. Herkes, garip bir vaziyette, nihayet benim diplomat usullerini bilmeyen bir asker olduğuma hareketimi vererek, aramızda sataşmalar ve usul münakaşalarıyla, törendeki müdahalemi hazmedip geçtiler. Konferansın ilk toplantısında İçtüzüğünü konuşurken, eşitlik şartlarına titizlikle dikkat ettik. Mesala Konferansın dili İngilizce ve Fransızca olacak deniyordu. Ben, "bir de Türkçe olacak" diye ilave ettim. Komisyon başkanlıkları İngiltere, Fransa ve İtalya arasında taksim olunuyordu. Bizim de bir komisyon başkanlığına hakkımız olduğunu tartıştım. Nihayet Konferansın İçtüzüğü kabul edildi ve içinde bizim kabul etmediğimiz noktalardan bir çoğu gösterildi. Bunları söylemekten maksadım, eşitliğin şartlarını dikkatle takip ediyoruz; tabii, ehemmiyetsiz usulde, selamda sabahta bile, fark gözetirlerse, o farkları gösteriyoruz, fakat bu yüzden Konferansın inkitaa gitmesini istemiyoruz; Konferansın yapılmasını istiyoruz. Konferansa hangi haleti ruhiye ile gittiğimiz, şimdiye kadar anlaşılmıştır zannederim. Biz, Milli Mücadele esnasında, hep İngilizlerle hasım durumunda bulunduk. İstanbul Hükümeti, bizimle mücadele ederken, başlıca İngilizlere istinat ediyordu. Fransızlarla fiilen muharebe etmiş olduğumuz halde, nihayette, Ankara İtilafnamesiyle Fransızlarla yarı sulh olmuş gibiydi ve aramızda yakınlık vardı. İtalyanlarla aramızda hiç muharebe geçmemişti ve onların Yunan istilasına taraftar olmadıklarını zannediyorduk. Japonya ve diğer Balkan devletleriyle kolay anlaşacağımızı tahmin ediyorduk. Bu hulasa ile, Konferansda biz, İngilizlerin bize karşı olan düşmanlığından zarar görmemek için, diğer bütün Müttefiklerle beraber hareket etme usulünü takip etmek istedik. Lord Curzon bunun farkına vardı. İlk aylarda hiç bir İngiliz meselesinden dolayı Konferansı tehlikeye düşürecek kesin bir vaziyet almıyordu. Ve diğer büyük küçük bütün Müttefiklerin, en önemli ve en önemsiz her isteklerini ve her sözlerini bütün kuvvetiyle destekliyordu. Özel bir görüşmemizde, bana, benim çok manevraya alışkın olduğumu, ama düşündüklerimi tatbik ettirmeyeceğini, yarı şaka bir eda ile söylemişti. İngiliz'den başka olan bütün Müttefikler, benimle ayrı ayrı her pazarlığı yapmağa istidatlı idiler, ümit veriyorlardı. Fakat, İngilizlerle ihtilaf içinde bir meseleyi öne sürünce, ona İngilizlerle halledeceğimi, kendilerinin hiç bir şey yapamayacağını bildiriyorlardı. Lord Curzon, büyük meselelerden hiç birini, daha evvel bütün müttefiklerini toplayıp bir karara bağlamadan, açık müzakereye getirmiyordu. Bu usulle Konferansda bir neticeye varamayacağımız anlaşılmıştı. İngiliz'den başka olan Müttefiklerin arzularını tatmin etmek imkan haricinde idi. Bütün Türkiye'yi versek, kafi gelmiyordu. Ve buna bedel de, sona kalacak İngiliz meseleleri için, hiç birisi, İngiltere'den ayrılacağını söyleyemiyordu. O halde, evvela, taktiği değiştirdik. Birinci devrenin sonuna doğru, sulhün İngilizlerin elinde bulunduğu kesin kanaatına vardım. Onların kopma meselesi yapabilecekleri konulara teşhis koyarak, oralarda bir neticeye varmayı öne aldım. Konferansın büyük meseleleri şunlardı: İlk önce arazi meseleleri. Bunlar, muharebe meydanlarından fiilen bir neticeye varmış; Ankara İtilafıyla Fransa ile hudut meselesi halledilmiş; fiilen işgal etmediğimiz halde almak istediğimiz Trakya, Mudanya Mütarekesi ile harbin hemen sıirayet çevresi olmak itibariyle, daha evvel, Konferans kararlaştırılırken şarta bağlanmıştı. İstanbul'un ve Boğazların kayıtsız şartsız bağlanmıştı. İstanbul'un ve Boğazların kayıtsız şartsız boşaltılması, Konferansda, baştan sona kadar, bizim başlıca kaygımız olmuştur. Konferansda çıkacak yeni arazi meseleleri üzerinde, fiilen işgal etmedikçe, yeni bir adım atmak ihtimali görülmüyordu. Konferansın büyük meselelerinden biri, Boğazlar meselesi olmuştur. Boğazların açık olmasında başlıca İngilizler ısrar ediyorlardı; bütün Müttefikler İngiltere etrafında toplanmışlardı. Bu meselelerde bir kopmaya gitmemek, sulh için çaresiz görünüyordu. Konferansda, Kapitülasyonlar büyük dava olmuştur. Bunda bütün Müttefikler ve Amerika karşımızda bulunmuşlardır. Biz de bu meseleyi hayati davalarımızdan biri sayıyorduk. Konferansda azınlıklar (ekalliyetler) yüzünden, tarihten gelen alışkanlıkla, büyük ihtilaf çıkacağı beklenebilirdi. Azınlıklar meselesi, Konferansa gitmeden evvel, fiilen halledilmiş durumda idi. Bu yüzden, Türkiye'yi zorlamak mümkün olamazdı. Zaten, kapitülasyon içinde bulunmayan her memleketin kabul ettiğini biz de kabul ediyorduk. Konferansın büyük bir meselesi, Düyunu Umumiye meselesi, yani Osmanlı İmparatorluğu borçlarının altın ödeme mecburiyeti, ve Osmanlı İmparatorluğunda alışılan imtiyaz ve iktisadi nüfuz sahaları usulünün kaldırılması çabası olmuştur. Bunda İngilizler nisbetle daha az alaka gösterdiler. Diğer Müttefikler son derece hırslı ve haşin idiler. Bu büyük meseleler, hesapsız başka meselelerle beraber konuşuldu. Bir konferansı neticeye vardırmak için tarafların ciddi olan uzlaşma arzusu esaslı rolü oynar. Biz, hayati bir mani olmadıkça, sulh yapmak mecburiyetindeydik. Müttefikler, kendileri için kopma meselesi sayılabilecek konular dışında, Türkiye ile sulh yapmayı ve yeni memleketlerde sulh içinde yerleşmeyi tercih ediyorlardı. Müttefikler, arzu ettikleri muahedeyi bize kabul ettirmek için, yalnız müzakerelerde hukuki çekişmelerle kalmamışlar, Şubat'ta büyük baskı ve gösteri ile, Konferansı kesintiye uğratmağa kadar, kararlı olarak gitmişlerdir. Zannediyorlardı ki, bu kadar şiddetli bir baskı karşısında, hallolunamayan meselelerde, Türkler boyun eğeceklerdir. Şubat teşebbüsünü reddedip, ayrılmayı göze aldığımızı gösterdikten sonra, daha Ankara'ya gelmeden, daha İsviçre'de iken, ileri vardıklarını ve Türklerin, hayati gördükleri meseleleri her halde elde etmek için, tehlikeleri göze alabileceklerini, şiddete, zora baş eğmeyeceklerini anlamışlardı. Buraya kadar, tecrübe etmeden, bunu kabul etmiyorlardı. Lord Curzon'un İsviçre'den ayrıldığı 4 Şubat'tan ertesi günü bu teşhisi ufukta gördüm. Konferansın kesilme yapmadığını, erteleme yaptığını söylemekte Müttefikler acele ettiler; ve ben, Ankara'ya gelinceye kadar, Lord Gurzon'dan yola dostane mesajlar aldım. Havayı ümitli olarak muhafazaya ehemmiyet veriyordu. Onun için, ben Ankara'ya geldiğim zaman, Reisicumhurumuza ve Hükümete vaziyeti etrafıyla ve bütün güçlükleriyle anlatırken, "Sulh ihtimali vardır, bunu elde edebiliriz" kanaatımı söyleyebiliyordum. Müttefikler başka bir şeye de güveniyorlardı: Yeni Türkiye, yeni bir devletin büyük reformları içinde idi. Bu reformları Türkiye bünyesinin ne kadar hazmedeceği meçhul idi ve onlar için, Konferansda kaybettiklerini yeniden elde etme fırsatını verebilecek bir ihtimal idi. Bu sebeple, bir takım vadelere bağlanmış kararlarla yetinmekte mahzur görmediler. Vadeler gelinceye kadar olacak hadiselerden ümitli idiler. Müttefiklerin ati için bir ümitleri de, yorulmuş, fakir düşmüş bir milletin, harap olmuş memleketini tamir etmek için mutlaka yardıma muhtaç olacağı, bunun için kendilerine müracaat edildiği vakit, harpte ve Lozan'da kaybedilmiş olan eski alıştıkları usullerin ve muamelelerin tekrar konabileceği idi. Lozan Muahedesinin tasdiki de bir yıl geç oldu. Ümitleri bu Muahedenin tatbik edilemeyeceğinde idi. Bu ümitleri hiç gerçekleşmedi. Kabul edilen muahedenin eksik ve ileriye bağlanmış noktalarını bu şekilde anlamak lazımdır. İlk ticaret muahedesi, beş sene için, Lozan'da kararlaştırıldı. Adli idare beyannamesi, böyle bir ümitle, beş seneye bağlandı. Sağlık işleri beyannamesi için de böyle yapıldı. Şimdi, bu anlattıklarımdan sonra kavranacaktır ki, ticaret muahedesi beş seneyi bitirdikten sonra, Türkiye, haklarına aykırı hükümlerle yeni bir ticaret muahedesi yapmayacak durumda idi. Adli idare beyannamesi kolaylıkla vadesini bitirdi. Çünkü, bu beyannamenin müddeti dolduğu zaman, yabancı müşavirlerin ümit edebilecekleri islahattan çok ilerisi, Türkiye'de fiilen tatbik olunmuştur. Sağlık işleri beyannamesi de bu tarzda kolaylıkla bitmiştir. Lozan Muahedesinin bu eksikleri böyle tamam oldu. Boğazlar muahedesinin açığının kapanması, 1936 da Montreux ile mümkün oldu. Boğazların Türkiye elinde her suretle müdafaa edilmesi hakkının, uluslararası emniyet için de lazım olduğunu, yeni Türkiye kabul ettirdi. Müttefiklerin iktisadi nüfuz sahaları ve Türkiye'ye yardımın anormal istifadeler karşılığında yapılması alışkanlığı hiç bir zaman gevşemedi ve II nci Cihan Harbine kadar ilk safhası devam etti. II nci Cihan Harbinde müttefik olduktan sonra, bu vaziyet, ittifakın şartları ve ittifak münasebetleri içinde, bir dereceye kadar düzelmiştir. İktisadi şartların milli menfaate göre ve siyasetten ve iktisaden kuvvetli memleketlerin usulleriyle işlemesi meselesi hala halledilecek bir mesele olarak devam etmektedir. Lozan Muahedesinin bünyesi ve tamamlanması hikayesi budur. Son fasıl olarak, Lozan Muahedesinin özelliğini anlatacağım. I nci Cihan Harbinden kalan muahedelerin hiç birisi yaşamaz. Yalnız Lozan Muahedesi ayaktadır. II nci Cihan Harbinden sonra yeni muahedeler dünyaya yeni meseleler ve yeni ihtilaflar çıkarmıştır. Lozan Muahedesi Türkiye için esaslı değerini ve uluslararası münasebetlerde kılavuz olacak ilkeleri taşımakta devam etmektedir. Denilebilir ki, Lozan Muahedesi, imzasından 46 sene sonra, tazeliğini muhafaza etmektedir. İsmet INÖNÜ 30 Eylül 1969 |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Matematik 1 Videolu Soru Çözümleri |
| Matematik 2 Videolu Soru Çözümleri |
| Geometri Videolu Soru Çözümleri |
| Fizik Videolu Soru Çözümleri |
| Biyoloji Videolu Soru Çözümleri |
| YGS Çıkmış sorular |
| LYS Çıkmış Sorular |
| PMYO Çıkmış Sorular |
| Www.OgretmenEvi.Net |
| Www.EvrenDili.net |
| Www.HerseyMevcut.Com |
| Sayokan Türkiye Temsilciliği |
| Deren Koray Kimdir ? |
| Callan Method Nedir? |
| Mesleki ve Teknik Eğitim |








